Posts in Genel

Sanal Bahis Siteleri Nasıl Çalışır ? ve Neden Sanal Bahis Oynamak Aptallıktır !

Merhaba

Arzu ederseniz, yazıyı okumadan, direk podcast olarak dinleyebilir ve podcast yayınlarımı takip edebilirsiniz.

Apple Podcast:

Spotify Podcast:

Herkese Merhabalar;

Öncelikle sanal bahis oynayan dostlar için kırıcı bir başlık attıysam üzgünüm. Fakat yaklaşık 20 yıllık bir yazılım geçmişi olan birisi olarak size arka planda dönen algoritmadan bahsedersem zannediyorum bi tık vazgeçmenize yardımcı olabilirim. Çünkü insan yapısı bir sistemin arkasındaki mevzuları öğrenmeye başladığında gerçekten soğuyabiliyor.

Kumarda her zaman kasa kazanır mantığının da en kolay olduğu yer sanal bahis siteleridir. Yazılım altyapıları kaybetmeniz için anlık değiştirilebilir, sanal masadaki kişilerin bahislerini anlık olarak tespit edip herkesin tersine göre anlık hareket edebilecek bir yapıya sahiptirler. Onun için her daim bahis sitesinin kazanacağını size garanti edebilirim.

Bu yazımı yazmama, biraz da bu işle batan insanların videolarını izlemek etkili oldu. İzlediğim bir videoda “ben elimde hiçbir zaman 30.000 TL görmedim ama 1 haftada 50.000 TL kaybettim” diyor. Gerçekten berbat bir durum.. Hatta berbat ötesi berbat durum.

Daha Fazla Oku

Bir Ülkenin Kalitesini Yok Eden Ticaret Sistemi: Nüfuz Ticareti

Herkese Merhabalar;

Çok uzun zaman sonra tekrar bir yazı ile geri döneyim dedim.  

Bugün yazacaklarım birtakım hassasiyetler içerdiğinin farkında olarak yazmaktayım. Onun için örneklerimi genellikle, Libya ve Fransa üzerinden vermekteyim. Yazı tarzımı yakından bilen kişiler, genellikle resmî ve serbest bir yazım yöntemi ile yazdığımı bilirler. Aynı yöntemimi kullanarak yazmaya devam edeceğim.

Nüfuz Ticareti Nedir?

Nüfuz Ticareti (Influence Peddling), bir kişinin devlet kademesinde görevli memur, polis, kaymakam v.b. görevinde olmadığı halde bu tip devlet kademesinde ki memurlar ile kişisel samimiyetlerini kurarak onlara nüfuz ettiğini beyan etmesi sonrasında 3. kişilere yardım etme taahhüdünde bulunması sonucunda gerçekleştirdiği ticaret eylemidir. Nüfuz ticareti maalesef hem yaygın bir durumdur hem de TCK 255. maddeye göre bir suçtur.

Tahmin edersiniz ki, nüfuz ticaretini sıradan bir kişinin yapabilmesi mümkün değildir. Genellikle nüfuz ticaretini yapanlar sıradan olmayan insanlardır.  Kişisel olarak yaptığım araştırmalarda ise en yaygın nüfuz ticaretinin yapıldığı ülkenin Hindistan olduğunu görüntüledim.

Sistemin arka planı oldukça basittir. Bu tür bir şey mümkün değil fakat masum bir örnek olması açısından bunu yazmak istedim. Örneğin sizin 250 TL’lik bir trafik cezanız var ve bu cezayı da ödemek istemiyorsunuz. Bunu size göre kim borcu sildirebilir? X bölgesinin trafik şube müdürü.. Peki bu şube müdürünü kim tanıyor? “Ahmet Mehmet” tanıyor. Burada Ahmet Mehmet, nüfuz ticaretini yapan kişidir. 250 TL ceza ödememeniz için sizden 100 TL alıyor ve bunun 50 TL’sini de ilgili birimin sorumlusu ile paylaşıyor. Bundan ötürü bir nevi rüşvet almış oluyor. Aslında nüfuz ticareti anlam bakımından da rüşvet vermenin daha sessiz ve aracılı bir metodu gibi görülebilir.

 

Nüfuz Ticaretine Bir Örnek…

Nüfuz ticaretine zannediyorum en belirgin ve güzel örneği Fransa’nın eski cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy’nin 2007 yılında yaptığı Cumhurbaşkanlık seçim kampanyası ile alakalı olarak, kampanya giderlerini yasa dışı finans yolları ile sağlamak istemesi diyebiliriz. Konu Fransız yargısına takılınca daha farklı bir hal aldı ve itibar kaybı yaşamak istemeyen Sarkozy, avukatı Thierry Herzog aracılığı ile ilgili yasa dışı finans yolları iddialarını araştıran yargıç Gilbert Azibert’i “Monoca’da daha iyi bir görev yeri tayin edeceği” ile alakalı etkilemeye çalışarak nüfuz ticaretinde bulundu. Tabii Sarkozy’nin tek dosyası sadece bu değil. Libya’ya bazı diplomatik kolaylıklar vaat edeceğini söyleyerek 2012 seçim kampanyasında Kaddafi’den parasal destek aldığı bile ayrıca söz konusudur. Fransa tarihinde ilk defa bir eski Cumhurbaşkanı yargılanacak olup, 1 Mart 2021 tarihinde görülen davasında ise, Sarkozy ve ona yardım eden yargıç Gilbert Azibert’in 2 yıl hapis cezası alması an meselesi gibi duruyor.

 

Lobicilik Faaliyetlerinin Bulanıklaşarak Nüfuz Ticaretine Dönüşmesi…

Bir meslek odasının, bir mesleki grubunun kendi haklarını daha iyiye götürebilmesi noktasında yapacağı lobi faaliyetleri düzeyli olması durumunda tamamen normaldir. Geniş bir kitleye hitap edilmesi ile beraber bu görüşmelerde konuların kişiselleşmeye başlaması üst düzey nüfuz ticaretlerine konuyu gebe bırakmaktadır. 

Nüfuz ticareti, bir kamu görevlisinin karar vermesinde gerçek veya potansiyel bir etkiye sahip olan bir kişiye üçüncü bir şahıs yararına bir menfaat veya ödeme vaat etme veya verme eylemidir. Öte yandan, lobicilik, politikaları belirli bir neden veya sonuç lehine etkileme eylemidir. Lobicilik ve nüfuz ticareti arasındaki fark, nüfuzun elde edildiği araçlardır. Yöntemlerden biri, rüşvet veya başka bir avantaj gibi gereksiz bir fayda sağlarken diğeri değildir. Diğer yöntem kişisel fayda içindir, diğeri ise aslında daha büyük fayda içindir. Ancak, iki aktivite arasındaki çizgi bulanıklaşabilir. Yasal olsa bile, lobicilik, şeffaflık ve dürüstlük sınırları içinde tutulmazsa, örneğin lobicilerin orantısız düzeyde nüfuza sahip olduğu durumlarda olduğu gibi, yozlaşmış ve çarpık hale gelebilir.

Nüfuz Ticareti Bir Ülkeye Nasıl Zarar Verebilir?

Bazı şeyler zincirleme isim tamlaması gibidir. Birbirini takip eder ve bazen de geriye dönüş yolu kişiler arasa da bulabilmesi mümkün değildir. 

Eğer bir devlet memuru ya da siyasi pozisyonlarda ki bir kişi bir rüşvet aldı ise, artık rüşvet aldığı kişinin nüfuz ticareti yapmasına olanak sağladığının bariz yolunu açmış olur. Şüphesiz burada en önemli iş siyasilere düşmektedir. Örneğin, devlet yöneticilerinin 1., 2. hatta 3. dereceden yakın akrabaları nüfuz ticareti yapmaya oldukça elverişli kitle grubundadır. Burada siyasi kişiliklerin, kendi itibarını zedelememesi oldukça önem arz etmektedir. Eğer oluşacak nüfuz ticaretlerini engelleme girişimlerinde bulunmaz ise, artık gelecekte bitip tükenmek bilmeyen bir hukuk süreci girdabına saplanması da mümkün olacaktır.

Bu konuda en muzdarip ülkelerin başında Hindistan gelmektedir. Hindistan içerisindeki siyasetçiler birer para yeme makinasına dönüşmüş gibiler. Yani bir ihale almak isterseniz, bir komisyon oranı onlara ödeyerek kolayca girebileceğinize dair birçok Hindistanlı forum sayfasında telefon numaraları da dahi mevcuttur.  

Şüphesiz AB’nin en “kötü” tanıdığı ticari unsurlardan bir tanesi de “taşeronlaşmanın” önünü çok fazla açmasıdır. Taşeronlaşma sistemi nüfuz ticaretini daha kolay hale getirebilmektedir. Siyasileri yakından tanıyan kişilerin, ihale şartlarına uygun nitelikte şirket kurması ve bu şirkete has ihaleleri takip ederek alt yüklenicilere kolayca devredilmesi, yine benzer nüfuz ticareti sonrasında kolayca kâr paylaşımlarına da olanak sağlamaktadır. Eğer burada dönen rakamlar oldukça büyük ise, Birleşik Krallığın altında özerk olarak bulunan ve Küba’nın güneyinde bulunan Cayman adasında kurulacak kâğıt üstünde bir şirket ile  bütün işlemlerin sıfır vergisiz bir şekilde yapılmasını da sağlayabilir.  

Bu örnekleri detaylandırmak oldukça mümkündür. Fakat kaybeden hep o ülkenin insanları olmaktadır.

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle;

 

Mimari Yapılarda Aydınlatmanın Önemi…

Herkese Merhabalar;

Aydınlatmanın zannediyorum hayatımızda ki önemini sizlere bahsetmeye gerek yok. İnsanların ışığı kullanabilmek için yaptıkları kandillerde balina yağları yerlerini Rockefeller ailesini zengin eden petrole kadar uzanmıştır.

Size aydınlatmayı şöyle özetleyim..

IKEA’ya gidiyoruz ve rafta duran bir ürüne bayılıyoruz. Eve getiriyoruz sonra eve getirdiğimiz ürün, aynı raftaki havayı vermediğini farkediyoruz. Bu bir tesadüf değil, aksine aydınlatmanın biz de bıraktığı sihirli etkisidir. Bu etki sayesinde şirketler de satışını çok güzel yapmaktadır.

Yakın zaman içerisinde okuduğum bir akademik makale vardı. Makale bir mimarlık platformunda yayınlanmış ve “ışık kırılımlarının, mobilyaların nasıl ayrı bir ahenkte durabileceğine” dair enteresan bilgiler içeriyordu.

Buraya artı bir parantez ekleyelim.. “Işığın şiddetinin birimine “lüks” denir, 1 lüks, 1 mum ışığına eşitken, bir kaynaktan çıkan ışığın miktarına da “lümen” denir.”

Artık mimarlar hangi tip malzemenin üzerine kaç lümen ışık gelmeli de daha estetik ve şık durabilir gibi ince hesaplardalar.. Tabikide öyle olmalı..

O zamaaan.. bu yazımıza başlayalım 🙂

Aydınlatmanın Gelişmesi, Mimarlığın Kendisine Sağladığı En Büyük Katkılardan Biri Olabilir

Aydınlatma, biz insanların mimariyi deneyimleme ve anlama biçiminde hayati bir rol oynar. Binalar ve yapılar ister doğal ister yapay olarak aydınlatılmış olsun, aydınlatma çevremizdeki binalardaki güzelliği görmemizi ve takdir etmemizi sağlayan bir araçtır.

Aydınlatma, mimariye duygusal bir değer katabilir – mekanı işgal edenler için bir deneyim yaratmaya yardımcı olur. Aydınlatma olmadan mimari yapı bir anlam kazanamayabilir miydi?? Yine de aynı etkiye sahip olur muydu? Hayır, olmaz. İster gün ışığı ister yapay aydınlatma olsun, ışık bir mekanın dokularına, renklerine ve biçimlerine dikkat çekerek mimarinin gerçek amacına ulaşmasına yardımcı olur. Vizyon, mimariden zevk aldığımız tek ve en önemli anlamdır ve aydınlatma, mimariyi algılama şeklimizi daha da geliştirir.

Aydınlatma ve mimari arasında başarılı bir denge oluşturmak için mimari aydınlatmanın üç temel yönünü hatırlamak önemlidir: (1) estetik, (2) işlev ve (3) verimlilik. Estetik, tasarımcıların ve mimarların aydınlatma ve mimari dengesinin bina sakinleri üzerindeki duygusal etkisine odaklandıkları yerdir. Tasarımcılar, insanların bir alanda dolaşırken nasıl hissetmelerini istediklerini belirledikleri yerdir. Bu özellik özellikle perakende satış yerleri için önemlidir; Dış aydınlatma tüketiciyi içeri çekmeli ve ürünü göstermenin yanı sıra kapılardan geçerken iç aydınlatma onları şaşırtmalıdır.

İkinci yön, işlev, gözden kaçırılamaz. Aydınlatmanın belirli bir şekilde görünmesini istiyoruz, ancak aynı zamanda en önemli amacına hizmet ettiğinden emin olmalıyız – görmemize yardımcı olmak için. Alanlar aydınlatılmalıdır, böylece bina sakinleri bir odada veya tüm binada dolaşırken kendilerini güvende hissederler. Çevrelerindeki zemini ve duvarları görebilmeli, bu da bir güven duygusu oluşturmalıdır.

Son husus, günümüzün yeşil bina ve sürdürülebilirlik hareketleri çağında çok önemlidir. Nefes kesen bir aydınlatma düzeni oluşturmak bir şeydir, ama aynı zamanda inanılmaz derecede enerji verimliliği olan nefes kesici bir düzen oluşturmak başka bir şeydir. Bu, ışığın büyük bir kısmının hedefine ulaşmasını ve daha az israf edilen ışık olmasını sağlayarak yapılabilir. Boşa harcanan ışık miktarını azaltmak, binayı daha verimli hale getirecektir. Bunun yapılmasının kolay bir yolu, floresan aydınlatma yerine LED’ler kurmaktır. Teknoloji nedeniyle, LED’lerin yönlü doğası nedeniyle LED’lerde floresandan daha az israf yaptığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Dr. Sergio AltomonteMimar ve Doçent, Nottingham Üniversitesi Mimarlık ve Yapılı Çevre Bölümü

Binalar ve kentsel alanlar her şeyden önce sakinleri etrafında tasarlanmalıdır. Mimarinin fiziksel, fizyolojik ve psikolojik refahı tetikleyen önemi, günümüzde önemli bir ilgi konusu haline geliyor.

 

Richard Kelly (1910-1977): Modern Gün Aydınlatmasının Öncüsü

Mimari aydınlatma tasarımı konusunda uzun bir yol kat etti Richard Kelly, aydınlatmayı sadece bir alanı aydınlatmak için kullanmak yerine mimari bir unsur olarak kullanmaya başlayan aydınlatma öncülerinden biriydi. 1940’ların başında Yale Üniversitesi Mimarlık Okulu’nda eğitim aldı ve daha sonra 40 yıllık kariyerinde etkileyici bir 300’den fazla projeye imza attı. Teorileri ve öğretileri bir meslek olarak aydınlatma tasarımının çehresini değiştirdi ve sektördeki en etkili kişilerden biri olmaya devam edecek.

En tanınmış projelerinden bazıları şunlardır: The Glass House (1949), Seagram Building (1958), Yale University Art Gallery (1953), Dulles International Airport (1963), Kimbell Art Museum (1969) ve Yale Centre for British Art (1974).

Yale University Art Gallery (1953)

Image 1 of 5

Mimar ve Aydınlatma Tasarımcısı

Aydınlatma, görsel sanatların – en önemlisi – mimarinin o kadar büyük bir parçası ki, bugün yapabileceğimizin en iyisinin yarın yetersiz kalacağına eminim. İnsanların yaşamlarını iyileştirmek veya bir evi daha güzel hale getirmek için ışıklandırmada mantıksal olarak pek çok teknik tasarlayabilirim, ancak bu, daha yeni yazmaya başladığımız deneyim kaydına sahip oluncaya kadar teoridir.

 

“Mimarinin Ayrılmaz Bir Parçası Olarak Aydınlatma” (1952) başlıklı konferansında Kelly, bugün hala aydınlatma tasarımının kalbi olarak hareket eden üç “temel ışık türü” nü ele alıyor.

1. Odak parlaması – Günümüzde bu tür ışıklara görev aydınlatması adı verilmektedir. Görmeyi kolaylaştırırken önemli unsurlara dikkat çeker ve alanlara dikkat çeker.

“… Yönerge, daha parlak bir merkez yaratır; bize neye bakmamız gerektiğini söyler, organize eder, önemli unsuru işaretler. ” – Richard Kelly odak parıltısı üzerine.

2. Ortam ışığı – Bu aynı zamanda genel aydınlatma veya ortam aydınlatması olarak da bilinir. Tüm alanı aydınlatan arka plan aydınlatmasıdır. Düzgün ve tek tip olmalı, gölge bırakmamalı ve alandaki insanları güvende hissettirmelidir.

“Bu [ortam ışıltısı] formu ve hacmi en aza indiriyor. Her şeyin ve insanın önemini en aza indirir. Uzay özgürlüğü önerebilir ve sonsuzluğu önerebilir. ” Richard Kelly, ortam ışıltısı hakkında.

3. Parlaklıkların Oyunu – Vurgu aydınlatması olarak da bilinen bu katman, dinamik ve renkli olabilir ve insanları ve duyguları harekete geçirmeyi amaçlar.

“… optik görüntü açıları sinirleri harekete geçirir ve karşılığında bedeni ve ruhu harekete geçirir, iştahı canlandırır, merak uyandırır, zekayı keskinleştirir.” – Richard Kelly, 

Aydınlatmaya ilişkin teorik ifadesini tartıştıktan sonra, “belirli etkilerin düzenli olarak ortaya çıkmasıyla ona [ışık] atfedilen belirli niteliklere” giriyor, Birinci nitelik yoğunluk veya “bir yüzeye doğru hareket eden toplam ışık akısı miktarı” dır. Yüzeye gelen ışık genellikle ayak mumları veya lüks olarak ölçülür. İkincisi, “bir yüzeyden veya alandan yansıyan veya yayılan birim alan başına ışık miktarı” olan parlaklıktır.

Üçüncü kalite difüzyondur. Difüzyon, ışığın bir yüzeyden yansımasıdır, öyle ki bir gelen ışının tek bir açıdan değil, birçok açıdan yansıtılması ve üniform bir ışık yayılmasıdır. Kelly, bu kaliteyi “en iyi, tamamen bulutlu bir günde açık beyaz kumlu bir plajla gösterilen” olarak tanımlıyor. Büyük bir ışık kaynağı herhangi bir gölge oluşturmamalıdır ve küçük bir ışık kaynağı keskin gölgeler üreteceğini savunmaktadır.

Dördüncü niteliği, görünür spektrumdaki tek bir dalga boyundaki ışığın veya dar bir dalga boyu bandının (monokromatik ışık) uyandırdığı renk olan spektral renktir. Beşinci ve altıncı yön ve harekettir. Yön, göz seviyesine göre ışığın yönünü ifade eder, çünkü hareket “ışığın gerçek ve ima edilen hareketi” anlamına gelir. Aydınlatmanın yönünü incelerken yapılan araştırmalar, ışık kaynaklarının yerleştirilmesinin insanlara farklı şekillerde hissettirebileceğini göstermiştir. Kelly, göz seviyesinin üzerine yerleştirilen aydınlatmanın “resmi bir atmosfer” yaratmak için bir kısıtlama hissi yaratabileceğini anlatıyor. Ancak göz seviyesinin altına yerleştirilen aydınlatma, gayri resmi bir atmosfer yaratarak “bireysel insan önemi” hissi yaratabilir.

 

Işık ve Mimari Birlikte Nasıl Çalışır?

Işık ve mimarinin birbirini nasıl etkilediğine girmeden önce, ana bina kategorilerini ve her birinin aydınlatma ile neyi başarmaya çalıştığını bilmek önemlidir. İlk grup (kamu binaları) spor sahaları, kütüphaneler, hastaneler vb’dir. Bu tür binalar daha çok görevler ve diğer etkinlik türleri için doğru miktarda ışık sağlamakla ilgilidir. Futbol gibi spor etkinlikleri, sahadaki oyuncuların görebilmesi ve böylece seyircilerin sahayı görebilmesi için doğru miktarda ışık gerektirir. Seyircilerin koltuklarına gidip gelip arenanın / stadyumun geri kalanında gezinmesi için de önemlidir. Kütüphaneler ve hastanelerle aynı kavrama sahiptir. Kütüphanelerde, raflarda kitap okumak, yazmak ve bulmak için kütüphane sakinlerinin abartı olmayan uygun ışık seviyelerine sahip olması gerekirken, hastanelerin doktorların ve hemşirelerin işlerini başarılı bir şekilde yapmaları için yüksek ışık seviyelerine ihtiyacı vardır.

İkinci grup (resmi binalar), ağırlıklı olarak depolar ve ofis binalarından oluşmaktadır. Aydınlatma ile ilgili bir numaralı endişeleri verimliliktir. Bu mülklerin yüksek enerji tüketimiyle, aydınlatmaya ve tükettiği elektriğe bir servet harcamayı göze alamazlar. Yükselen yeşil bina trendleriyle birlikte, enerji açısından verimli ve sürdürülebilir aydınlatmaya sahip olmak önemlidir.

Üçüncü ve son grup (özel binalar) müzeler, tiyatrolar v.b. tarzdaki binalardır. Bu binalar büyük ölçüde atmosfere ve sağlayabilecekleri deneyimlere dayanır. Mimari mekanların ve elemanların görünümünü iyileştirmekle ilgilenirler. İnsanlar bir oyun veya müzikal izlemek için tiyatroya gittiklerinde, gösteri başlamadan önce bir deneyim bekliyorlar. Onları lobide karşılayan güzel bir avize, koridoru koltuklarına kadar aydınlatan lüks duvar aplikleri ve heykelleri, sütunları ve diğer mimari özellikleri vurgulamak için aydınlatılacak sahnenin etrafındaki alanı görmek isterler.

Aydınlatmanın Mekânsal Sınırları

Mimari unsurları geliştirmek ve duyguları uyandırmak için, mekansal sınırları ve bunların nasıl düzgün bir şekilde aydınlatılacağını anlamak önemlidir. Örneğin dikey sınırları geliştirmek için ışık duvar yüzeylerine yönlendirilmelidir. Farklı bir dokuya sahip bir duvar varsa veya sadece bina sakinlerinin diğerlerinden daha fazla fark etmesi gereken bir duvar varsa, duvar yıkama harika bir araçtır (Görsel A). Dikkatleri duvara çekecek ve bütün bir odanın bir parçası yerine kendi mimari öğesi gibi görünmesini sağlayacaktır. Bu, perakende satış noktalarında duvar ekranlarına daha fazla dikkat çekmek için kullanılabilir.

Zemin ve tavan aydınlatılarak yatay sınırlar vurgulanabilir. Zemini aydınlatarak nesneler ve yaya yüzeyleri aydınlatılır. Bu, özellikle sinema salonları ve gece kulüpleri gibi karanlık alanlarda önemlidir. Ortam ve vurgu ışık seviyeleri o kadar düşüktür ki zemine yeterince ışık ulaşmaz ve bu nedenle zeminin aydınlatılması gerekir (Görsel B). Düzgün bir şekilde yürütüldüğünde, bu görev ve vurgu aydınlatması görevi görebilir. Odaya ışık yayılması gerekiyorsa, tavanı aydınlatmak başarılı bir strateji olabilir. Tüm oda boyunca tekdüze bir ışık oluşturmaya yardımcı olur ve nesneler üzerinde doğrudan ışık kullanılmadan uygun ışık seviyeleri sağlar.

Dikey ve yatay sınırlar aydınlatıldıktan sonra mimari unsurları aydınlatmayı unutmamak önemlidir. Aydınlatma direkleri, kemerler, dokular vb. Dikkati bir odadan bir bütün olarak uzaklaştırabilir ve gözü ışıklı mimari unsurlara odaklanmaya zorlayabilir (Görsel C). Renklerle ve mimari unsurlarla dolu bir odada, belirli alanları öne çıkarmak bazen zordur. Işık, bu unsurları daha belirgin hale getirerek bu soruna yardımcı olabilir. Bu taktik, iç ve dış aydınlatma uygulamaları için kullanılabilir.

Görsel - A

Image 1 of 3

Ortak Mimari Öğeler

Mimarlar, ışığın bir binaya girme şeklini ve yapay ışığın iç mimariyle etkileşim şeklini değiştirmek için birçok farklı malzeme türü kullanırlar. En yaygın yapısal malzemelerden biri camdır. İster tamamen şeffaf, ister yarı saydam cam malzemeler kullanıyor olsunlar, camın binalar üzerinde birçok farklı etkisi olabilir. Güneş gökyüzünde farklı noktalara ulaştıkça doğal renkler gün boyunca değişebilir, bu da bir binaya giren ışığın renklerini değiştirebilir. Bir binanın öğle vakti görünümü, güneş doğarken veya batarken aynı binadan tamamen farklı görünebilirler.

Cam kullanımının harika bir örneği Santiago, Şili’de bulunan Güney Amerika Bahai Evi’dir. Bu bina sadece camın ve ışığın görsel etkisini kullanmakla kalmadı, aynı zamanda 2017 Mimari Aydınlatma Dergisi’nin (AL) Üstün Başarı, Tüm Bina Tasarım Ödülü’nü kazandı. Binanın arkasındaki konsept bir “ışık çiçeği” idi ve dokuz dökme cam yapraktan oluşuyor. Yapraklar arasındaki boşluklar şeffaf camdan yapılmıştır ve çatı penceresi görevi görür. Yaprakların içi, gün boyunca yeterince ışık alması için yarı saydam beyaz mermerle kaplanmıştır. Geceleri, yaprakların içine yerleştirilen yapay ışıklar yanarak yapıyı dönüştürür.

 Kaynak: https://newglassnow.cmog.org

 

Yansıtıcı yüzeylerin kullanımı da bir alanı dönüştürebilir. Işık, yansıtıcı zeminler, tavanlar ve duvarlarla etkileşime girdiğinde, kendisi bir mimari unsur olarak algılanabilir. Zemine kadar devam eden duvarlardaki aydınlatma, kısa bir koridorda veya küçük bir odada boyut yaratabilir ve bir odaya fütüristik bir his katabilir.

Kaynak: www.archlighting.com

 

Yukarıda belirtildiği gibi, doğal ışık, mimariyi dönüştürebilen güçlü bir araç olabilir. Gün ışığı kullanımına harika bir örnek, Baylor Üniversitesi Paul L. Foster İş ve İnovasyon Kampüsüdür. Binanın ana alanı tüm tavanı kaplayan tavan pencereleri ile aydınlatılmıştır. Bu binanın amacı, günün çeşitli zamanlarında istenmeyen ışığı azaltırken olabildiğince fazla doğal ışık sağlamaktı. Bu amaca ulaşmak için, çatı pencereleri gün boyunca güneşin farklı açılarına göre uyarlanacak farklı açılar içerir. Bu, rahatsızlığa neden olabilecek doğrudan ışığı azaltmaya yardımcı olur. Binanın daha yüksek seviyeleri, ışığın ulaşmasına izin vermek için alt katları açığa çıkararak hafifçe geriye çekildi. Işığın bir kattan diğerine geçmesine yardımcı olmak için cam merdivenler de vardır. Bu verimli ve yaratıcı bina tasarımı, Gün Işığının En İyi Kullanımı için 2017 AL Tasarım Ödülü’nü aldı.

Kaynak: https://www.architectmagazine.com/

 

Mimari aydınlatma, mimarinin kendisi kadar önemlidir. Farklı aydınlatma türlerine sahip farklı malzemeler, renkler ve dokular kullanmak, insanların hissettiklerini ve bir alanı nasıl deneyimlediklerini etkileyebilir. İster doğal ister yapay ışık olsun, mimariyi takdir etmemizi ve aydınlatma olmadan görmediğimiz yönleri fark etmemizi sağlar. Bir dahaki sefere bir müzede, ofis binasında, kütüphanede, spor sahasında vb. Bulunduğunuzda, aydınlatmayı ve mimariye nasıl bir değer kattığını ve etkileşime girdiğini gözlemlemek için bir dakikanızı ayırın 🙂

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle;

Şehir Hayatı mı? Köy Hayatı mı?

Herkese Merhabalar;

Blog sayfama işlerim nedeniyle biraz ara vermiştim. Fakat İç Anadolu’nun en büyük 3. şehri Kayseri’den bu yazıyı yazmakta güzel oldu.

Önce kısa bir özetle başlayalım…

Ailemin, yıllar önce Balkanlar’dan buralara göç etmesinin akabinde, doğma büyüme Bursa’da ve bir şehir hayatı ile iç içe yaşamış bir birey olarak bugüne kadar geldim. Şehir hayatının, pek tabikide eğitim, sağlık, iş ve sosyal hayat gibi nedenlerini saymakla da bitiremeyiz.

Yada bitirebiliriz..

İşim nedeniyle, Türkiye’nin bir çok şehrini görme şansım oluyor. Bu işlerimin de bir çoğu köyler de oluyor. Tabi köylere gide gele, güzel bir çevre edinme şansım da oluyor. Bu şansımı da yeni bilgilerle kendimi geliştirerek kişisel gelişimime katkı sağlamaya çalışıyorum…

Yakın zamanlar da Balıkesir’in bir köyünde işlerimi yaparken, camiden okunan bir selâ dikkatimi çekti.. Yanımda ki çocuklara sordum, kimdir vefat eden diye.. “İsmail Amca” dediler.. İsmail amcayı biliyorum.. 2 hafta öncesine kadar gördüğümde tarlasında çalışıyordu ve dipçik gibiydi. Neyse, sonuçta insanlarla içli dışlı oluyoruz diyerek cenaze namazına eşlik ettim. Namaz sonrasında, evine ziyaret ettiğimde de yaşını sordum.. Ben o saniyeye kadar İsmail Amca diye hitap ettiğim kişinin yaşı olsa olsa, 70 olur derdim.. Fakat İsmail Amca hayata gözlerini 102 yaşında yummuş. Tekrar ediyorum, 102 yaşında.. İnanamadım..

Diğerine geçelim..

Bugün, Sivas’ın Şarkışla ilçesinin bir köyüne gittim. Duran isimli bir ağabeyle herhalde 2-3 saat sohbet etmişimdir. Duran abi öyle boş bir adam değil, yaşı 60 ama köy hayatıyla kalmamış kendini efsane geliştirmiş. Avrupa’nın bir çok ülkesini de gezmiş. Bütün çocuklarına şehir de çalışıyor diye kızgın.. Kızgın ama ne kızgın.. İnanamazsınız…

Nedenini sordum..

“Bir oğlum mühendis, 5500 TL maaş alıyor. Bir kızım doktor olmak üzere, 6000 TL maaş alıyor. Bir oğlum uzman çavuş, 5000 TL civarında maaş alıyor. Ben ise, tek başıma köyde hayvancılık yaparak, her ay onlardan fazla para kazanıyorum… Bunu geçtim, benim çocuklarım köye ne zaman arkadaşlarıyla gelseler, onların şanı yürüsün diye koca bir tosun keserim. Kestiğim tosun da bana maddi olarak dokunmaz.. Ama ben ne zaman hanımla beraber, çocuklarımı ziyarete gitsem, neredeyse evlerinde yatacak yer veremeyecekler” dedi..

Devam ediyorum..

Bir gün Tekirdağ’ın köylerinden bir tanesindeyim. Bir Muhsin amcamız vardı.. Çocuğunu evlendirecek ama o kadar sinirli ki, anlam veremedim.. Neden sinirli olduğunu sordum, söylediklerini birebir yazıyorum…

” Köyde ki kızlar artık köy hayatını istemiyorlar, ya şehirde yaşayacaklar, ya şehirde yaşayacaklar.. B**k mu var bu şehirde, herkes şehir hayatına özenirken çiftçilik yapacak, hayvancılık yapacak insan kalmadı köylerde… Bu genç kızlardaki saltanat merakı, ortalığı mahvetti. Kız babaları da konuya müdahil oldular. Çıkıp, şehir de yaşamayacaksalar ben kızımı vermem diye utanmadan söylüyorlar. Şehire gidince ne oluyor? Tahsilleri yoksa amele oluyorlar. Tahsilleri varsa 3-5 bin lira kazanınca seviniyorlar.. Köyde hayatlarını düzene soksalar, hem daha çok kazanacaklar hem de daha huzurlu olacaklar” dedi.

Sadece zihnimde canlı kalan ve basit 3 örneği yazdım.. Bir tane köy de ise, bir yine bir köyü ağabeyim, Almanya’da çalışan Makina Mühendisi oğlundan daha fazla parayı çiftçilik yaparak kazandığını söylemişti…

Güler misin, Ağlar mısın…

Şehir hayatını yazmaya gerek var mı bilemedim.. Herhalde yok, insanlar 60’ı görünce “iyi yaşamış” der olduk. Batının özenti hayatını özenmek bizi mahvettiğini, ancak medeniyete dayalı değerlerimizin yok olmasının akabinde ortaya çıkacak soysuz insanlar ve tavırların daha da çoğalmasıyla anlayacağız.. “Eskiden böyle birşey yoktu” diyerek yalandan kendimizi avutacağız.. Aynı bugünlerde de olduğu gibi…

40’tan fazla ülke gezmiş birisi olarak söylüyorum.. Batı hayatına özenerek yaşamayı seviyorsanız, önce bir Fas, Cezayir, Tunus’a gidin ve ne halde olduklarını görün.. Oranın ahır gibi yaşantısı, Batı’nın eseridir. Dünya’nın en zengin ülkesi Mali’ydi. Hatta zamanında Mali Kralı Mansa Musa, hacca gittiği zaman, 150 deve altın götürüp fakirlere dağıtılmasını istermiş. Rockefeller falan hikaye yani. Bugün Mali’de ki insanlar çöpten yemek bulduğu zaman çok seviniyorlar.. 

Konuya dönersek; köydeki stressiz ortam, temiz hava, sağlıklı yaşamı şehirde bulmak çok zor.. Genç kardeşlerim için söylüyorum.. Bütçeniz dahilinde, kendinize küçükte olsa bir arazi baksanız iyi olur derim.. Zannediyorum bir gün hepimizin dönüşü köye olacak gibi duruyor..

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle;

Kripto Para Birimine Yolculuk – 1

[sayit block=”1″ lang=”tr-TR” speed=”1″]

Herkese Merhabalar;

Yeni bir yazı ile yine sizinleyim.. Fakat bu yazı dizisi diğerleri gibi değil.. Çünkü bu yazı dizisinin sonunda yurtdışında bir ülke de günlük üretimi belirli bir tutarın üzerinde olan bir kripto üretim merkezine ziyarete gideceğim 🙂

Bu yazıyı hususiyetle takip etmenizi ve blog sayfamı da sık kullananlara eklemenizi tavsiye ediyorum 🙂

Daha Fazla Oku

Google Neden Ücretsiz ? ve Topladığı Verileri Ne Kadara Satıyor?

Herkese Merhabalar;

Bugün biraz daha farklı bir yazı yazmak istedim. 

Düşünsenize.. Sabah evden çıkıyorsunuz ve bir arkadaşınız sizi arıyor. Yanına gelmenizi istiyor ve siz de tamam konum gönder geliyorum diyorsunuz. Arkasından size gönderdiği konuma tıklıyorsunuz ve arkasından Google Maps ile yol tarifi alarak arkadaşınızın yanına gidiyorsunuz..

Veya sevdiklerinizle beraber çekildiğiniz fotoğraflara bir zeval gelmesin diye Google Drive’a yüklüyorsunuz.

Veya Gmail servislerini kullanarak mail alıp gönderiyorsunuz

Veya yabancı bir kelimeyi aramak için translate servisi üzerinden yardım alarak çeviriyorsunuz. 

Veya Google Docs servislerini kullanarak tablolar ve formlar oluşturuyor ve insanların dahil olmasını sağlıyorsunuz

Veya Google ile bir arama yapıyor ve sonuçlara ulaşıyorsunuz..

Ama Neden Google bu kadar hizmeti ücretsiz sağlasın ki? Bunun sadece para kazandığı reklam servisleri ile bir alakası olmamalı..

Şimdi sizlere Google’ın topladığı bunca veriyi nasıl pazarladığını ve sattığını anlatacağım..

Daha Fazla Oku

“İnternetten Hemen Para Kazanın” Yalanları…

Herkese Merhabalar;

Son zamanlarda özellikle yakınlarımın beni telefonla arayarak “Ali internette böyle böyle para kazanılıyor” diye anlatmasıyla beraber bir yazı yazayım dedim 🙂 

Bu yazıma başlamadan önce, internet üzerinden “ürün” satışı yapan, veya oldukça kaliteli içerik üreterek video portalları üzerinden belirli kazanç sağlayan kişileri tenzih ediyorum. Bu yazım o kişilerle alakalı değildir.

İnternet, ucu bucağı olmayan geniş bir dünya.. Tabi tahmin edersiniz ki, bu ucu bucağı belli olmayan dünyada yine ucu bucağı belli olmayan kişilerin insanların duygularını sömürmesiyle para kazanma hayallerini yaşayan kişilerde mevcuttur. Bu yazım tam olarak bu kişilerle alakalıdır.

Daha Fazla Oku

Coronavirüsü Döneminde Alışveriş Nasıl Yapılmalı?

Herkese Merhabalar;

10 Nisan 2020 gecesi yaşadığımız enteresan seviyedeki durumlardan sonra, evinizden dışarı çıkmadan alışveriş nasıl yapılmalı üzerine bir yazı yazmak istedim.

Öncelikle evinin tam karşısında marketi olan birisiyim. Hatta balkonumdan, marketin içerisi dahi gözükmektedir. Fakat corona süreci başladığı andan itibaren daha bir kere bile içeri girmiş değilim.

Gerekçeleri ise; kasiyerler eldiven ve maske takmadan çalışıyorlar. Kullandıkları eldivenler var ise dahi para takası çok fazla oluyor ve kağıt yüzeylerde coronavirüsünün tutunma süresi 5 dakika ile 5 gün arasında değişmektedir. Konu ile alakalı geçen hafta yazdığım yazıyı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bu süreçte daha bir kere dahi madeni veya kağıt para kullanmış değilim. Cüzdanımda 5 TL’lik banknot dahi bulundurmuyorum. Hoş kendimce aldığım önlemlerin bana coronavirüsün bulaşmayacağı anlamını taşımıyor. Pektabi bulaşabilir. Fakat kendimi ne kadar izole edersem o kadar iyidir düşüncesindeyim.

10 Nisan gecesi genelde sokağa akın edenler, sigara almak için fırlayanlardı. Pek tabi evinde gıda eksiği de olanlar vardı.

Daha Fazla Oku

Koronavirüsü Hangi Yüzeylerde Ne Kadar Yaşar?

Herkese Merhabalar;

Sizler için bir takım güncel araştırmalar da bulunarak, Koronavirüsü Yüzeylerde Ne Kadar Yaşar konusunda dair bilgi topladım. Karşıma çıkan enteresan sonuçları sizlerle paylaşmak istedim.

Koronavirüs, tezgah üstü ve kapı tokmağı gibi yüzeylerde saatlerce günlerce yaşayabilir. Ne kadar süre dayanacağı yüzeyin yapıldığı malzemeye bağlıdır.

İşte koronavirüslerin (COVID-19’a neden olanı içeren virüs ailesi) günlük olarak dokunduğunuz bazı yüzeylerde ne kadar yaşayabileceğine dair bir kılavuz. Araştırmacıların COVID-19’a neden olan yeni koronavirüs hakkında hala öğrenecek çok şeyleri olduğunu unutmayın. Örneğin, sıcağa, soğuğa veya güneş ışığına maruz kalmanın yüzeylerde ne kadar süre kaldığını etkileyip etkilemediğini hala bilinmiyor.

Sırasıyla Gidersek;

Daha Fazla Oku