Kosgeb’in Keşfedemediği Sanayi Cevherleri

Herkese Merhabalar;

Yazıma başlamadan önce, yazımı yazmama gerek duyduran videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum

Ülkemizde ki mesleki eğitimin ne durumda olduğunu en iyi anlayacağımız yer şüphesiz sanayilerdir. Yıllar yıllar önce büyüklerimiz bir ustanın yanına verelim de adam olsun zihniyeti ile çocuklarını sanayiye teslim ederdi. E adam olan çocuk için sanayi, bir cezalandırma yeri değil ödül idi. Tam olarak zamanında sanayiye yerleştirilmiş ve yıllar sonra büyük usta olmuş bu insanlardan biraz da konuşmak gerekiyor.

90’ların ve 2000’lerin Türkiye’sinde bir masa başı iş aşkı aldı başını gitti. Eğer ailenin durumu iyi değilse, çocuklar memur olsun denildi. Masa başı bir işin olsun denildi. Sanki herkes Bill Gates olacakmış gibi bilgisayarı yala yut denildi, denildi de denildi. Tabii o dönemin zihniyeti ile insanlar bu doğrultu üzerine yönlendirilirken bir Allah’ın kulu çıkıp “Yahu sanayiye kalifiye eleman kalmayacak” demedi. 

Bir de onun üstüne saçma sapan bir eğitim sistemi geldi.

Sistem şuydu. 

Üniversiteye girişlerde bir katsayı mevzusu getirilmişti. Düz lise okuyan adam üniversiteye girmek isterse, yaptığı cevap sayısının puan karşılığı 0,7 ile çarpılırdı, meslek lisesi okumuş ise de 0,3 ile çarpılırdı. Fakat üniversiteye giriş yapabilmesi için “Sayısal-2” sorularındaki dersler de meslek liselerinde hiç verilmedi. Düz lise de tamamı verildi ve cayır cayır oturup sınavlarına çalışan o dönemin gençleri Mühendislik bölümlerine girdi ve eline tornavida almadan mühendis olup, meslek lisesinden çıkan insanlara yöneticilik yapmaya çalışıyorlar 🙂

Ağalar, o ustalar sizi yer, yer.. 

Kanıt mı istiyorsunuz? Uluslararası fuarlara girişi yasaklanan Rahmetli Gaziantep’li Mennan usta… Mennan ustanın yanında mühendisler çırak diye geziyordu. Vefatının son dönemine doğru Tübitak keşfetti ustamızı da, ustamız dünyanın dört bir yanına üretimlerini ihraç etti.

Başka bir örnekte kendi ailemden vereyim.. Öz dayım yıllarca Bursa’nın Santral Garaj bölgesinde “Adnan Usta” olarak bilinirdi. Rahmetli dayım arabalar üzerine harbi usta idi. Subaru gibi firmaların yöneticileri ziyaretine gelirdi. Tabii oğlu ve sevgili kuzenim Eren’de, 5 yaşından itibaren babasının yanında eğitim almaya başlayınca zamanla okulunu da okudu ve Otomotiv mühendisi oldu. Eğitim hayatı profesörlerin hatalarını düzeltmekle geçti çünkü pratik hayat, kağıtta yazıldığı gibi olmadığını sanayide elleri yağlananlar iyi bilir.

Sanayiler gerçekten hayat şartlarından ötürü okuyamamış insanlarla dolu ve bu insanların da son dönemlerini yaşıyorlar. Bu nesilden sonra mesleki eğitim sisteminde üst düzey bir reform olmaz ise, meslek eğitimlerini alan kişilere “bürokratik” mana da hak ettiği değer verilmez ise, eğitimin yanına bir yabancı dil ekleyip gidebilirler veya kendilerini hayattan soyutlayarak mesleğini icra edebilirler.

Şimdi biraz daha eğitim sistemine dönelim;

İnsanlar üniversite mezunu olacağım diye canla başla çalışırken eğer iyi bir bölümü okumadı ise ve  basit bir iktisat bölümünden de mezun oldu ise, mezun olunca aldığı maaş asgari ücret oluyor. A dostlar, meslek lisesinden mezun olan bir adam bir gün sonra işe başlasın o da asgari ücret alıyor. Bu işte bir terslik yok mudur? Bizzat kendimden biliyorum. Yaşım 18 idi ve meslek lisesini bitirdiğimde asgari ücret alıyordum. Elleri yağlananlardım ve bununla da gurur duyuyorum.

İktisat bölümlerinde okuyanların durumu aslında daha sıkıntılı.

Ünlü bir holdingin ceo’su bir gün şöyle bir açıklama yaptı “Şirket yönetimi bilmeden bizlere gelip şirket yönetmeye çalışıyorlar. Sonra bizler baştan aşağıya eğitim vermeye çalışıyoruz.”

Mesleklere dayalı üretim yapan holdingler de ise ya kendi meslek liselerini açarak devam etmeye çalışıyorlar, ya da meslek liselerin içindeki başarılı öğrencilere burs ve destekler vererek içeriden almaya çalışıyorlar. Enteresan bir döngü var yani. Hatta Koç Holding uzun bir süre 2004’lü yıllarda şunun reklamını da yapmıştı.

Sanayilerdeki ustalarımıza gelirsek, kamu ile bütünleşmenin en kör noktasında kalmış insanlardır. Eğri oturup doğru konuşalım. Bu kişiler bir firma veya şirket yönetiminden “devlet işleri” diyerek biraz uzak kalırlar. Mesleğine odaklıdır. Finans yönetimi bilmeyebilirler ama mesleğinden ötürü de iyi kazanabilirler. Kendi dükkanlarında oynaya oynaya enteresan buluşlar yaparlar. Bu buluşları da gelen müşterilerine kullanırlar ve o şekilde gider. Faydalı model başvurusu yapmazlar, know-how süreçlerini yazmazlar bir plan programa dahil olmayabilirler fakat kafalarındaki ciddi bir şekilde yazılsaydı ülkemizin bile gelişimine katkı sağlayabilirlerdi.

İşin Kosgeb tarafına gelirsek,

Kosgeb’i küçümseyemeyiz. Faaliyet raporlarını gerçekten kıymet vererek okuyorum. Tabii Kosgeb yapısı gereği, başvuru alan ve başvuruları değerlendiren ve kurul kararları veya yönetmelikleri çerçevesinde firmaları destekleyen bir kurumdur. Buraya kadar tamamız, bir de madalyonun diğer yüzü var. Kosgeb uzmanlarımız en nihayetinde bir memur olduğu için ve yaptığı işler Sayıştay kontrolünde olduğu için kendi içlerinde “şu ustayı desteklesek ya” diye geçirse bile, zan altında kalabileceklerinden esnek olabilmeleri mümkün olmayabilir. Devlet gözünden düşünürsek, parasal destek veren bir kurum diğer kurumlara göre kendi içinde 3-4 katı daha fazla kontrol altında da olabilirler. Bu da normaldir. 

E durum böyle olunca, sanayide yetişmiş cevher ustalarımızla Kosgeb gibi kurumlar arasında da bir everest kadar fark oluyor. Bizzat gördüm, Bursa’da Kosgeb sanayinin direkt içinde olduğu halde Kosgeb’in içine dahi girmemiş onlarca usta var. Bursa dediğime bakmayın, İstanbul ve Ankara gibi daha büyük şehirlerimizde ve diğer şehirler için durumlar daha trajik olabilir.

Bu ustalarımızla da konuştum ve neden AR-GE fonları vb. işler için araştırma yapmadın dedim. O işlerde devletin ödemediği kısımlar kadar paraya sahip olsak zaten bu işleri yapmayız gibi tavır takındılar. 🙂 Yukarıda dedim ya, finans yönetimleriyle arası bozuk insanlar.. Ama teknik manada da deve yüküyle bilgi yüklü insanlar.. 

Bu blog sayfası benim sanal çöplüğüm olduğunu düşünürsek, kendi çöplüğümde rahatça fikirlerimi yazmak ve “keşke” şöyle olsaydı dediğim fikirlerimi de açıkça belirtmek istiyorum.

Keşke Kosgeb şunları yapabilseydi;

  • Kosgeb destek oranlarını bölgeye göre ayırırken aynı zamanda keşke firma sahibi ustanın harcadığı seneye göre de ayırsaydı. Mesela 25 yıllık şahıs firmasına sahip bir ustanın destek oranı bölgeye bakılmaksızın %90 denilseydi. Her destek kalemi değil tabii ki. Mesela “Sınai Mülkiyet Hakları” desteği,  “Belgelendirme Desteği”  %90 karşılanabilirdi ve Faydalı Model desteği de buna dahil edilebilirdi. Sonuç itibariyla burada yapılmak istenen devletin parasını çarçur etmek değil, o ustanın zihnindeki projeleri ve buluşları kağıda dökebilmek.
  • Eğer bu usta iş fikrini geliştirmek isteseydi yine benzer destek oranında AR-GE ve üretim destek oranları verilebilseydi.
  • Bu ustalarımızın parayla arası iyi olduğunu düşünürsek, aynı açık kaynak kodlu bir yazılımın serbest dolaşımda olması gibi, devletimizin de açık kaynak bir teknik bilgi havuzu olsaydı ve bu havuza projelerini getirenlere ve bir sorunu çözmeye yönelik fikir geliştirenlere, cüzi miktarda para verilebilseydi. Amaç sanayinin köşelerinde kalmış fikirleri gün yüzüne çıkarabilmek.
  • Kosgeb uzmanlarının sayıları arttırılabilseydi, saha ekipleri olabilseydi ve firmaların ihtiyaçlarını yerinde tespit ederek ona uygun destekleri önerebilseydi. Her ziyaret ettiği esnafın komşularına da bir merhaba deseydi yapılan işleri gözlemleseydi.

Tabii işi sadece Kosgeb üzerinden yorumlayamayız.. Bir de meslek liselerine dayalı keşkelerim var benim.

Meslek lisesinden mezun olan bir kişi, dut yemiş bülbül gibi piyasaya çıkıyor “ve ben şimdi ne yapacağım”diyor. Haklılar, çünkü hatırladığım kadarıyla hayatım boyunca işe yaramayan bir “İş Yeri Açılış Ruhsatını” mezun olduğumuzda elimize verdiler ki, belgeyi bugün arasam nerededir diye bulamam sanırım.

Meslek liselerinde de keşke şunlar olsaydı;

  • Basit usulde bir firmayı yönetecek kadar muhasebe bilgisi verilmeli. En azından o öğrenci bir gelir vergisi ile KDV’yi bile ayırabilmeli.
  • Bu muhasebe dersinin kredisi atölye derslerinin kredisi ile eşdeğer olmalı ve bu dersi geçemeyenler tekrar o dersi okumalı.
  • Meslek lisesi mezunlarına açık öğretim fakültesi tarzında bir eğitim olmalı ve mühendislik okuyabilmeliler. Fakat bu mühendislik programına sadece meslek lisesi mezunları kaydolabilmeli ve günlük hayattan da kopmalılar ve çalışmaya da devam edebilmeliler. “Olur mu yahu öyle şey” demeyin. Aşağıda yazacaklarımdan İngiltere’de, Avrupa’da nasıl oluyor anlayacaksınız.
  • Yukarıda bahsettiğim bir açık kaynak teknik bilgi havuzu vardı. Meslek Lisesi okuyan bir öğrenci öğretmenlerinin değerlendirmesiyle bir buluş getirmek zorunda olmalılar ve getirdikleri buluşlar aynı bir tez havuzunda yayınlandığı gibi yayınlanmalıdır. Öğrenciler proje yazma, fikrini kağıda dökme alışkanlığını daha hayata başlamadan önce yapabilmeliler ve teknik çizimi doğru yapılması kaydıyla faydalı model desteği de o öğrenciye ücretsiz verilmelidir ki, mesleğiyle hayata büyük bir motivasyon ile başlayabilsin. 
  • Meslek Liseleri, ilköğretim puanları az ve yetersiz olduğu için yazılabilen bir yer değil, ilköğretimden itibaren çocuklar özendirilerek gidilebilen bir yer olmalı. İlköğretim ‘de görev yapan öğretmenlerimiz bir meslek sahibi olmalarını daha içten bir şekilde teşvik edebilmeli.
  • Yabancı dil konusu meslek lisesi öğrencileri için hakikaten ağır bir konu olduğunun farkındayız. Fakat yabancı dil de en az atölye dersleri kadar önemli hale gelebilmelidir.

Şimdi Gelelim İşin Avrupa Yüzüne;

Yukarıda dedim ki “Meslek Lisesi Öğrencilerinin Gidebileceği Bir Açık Öğretim Mühendislik Fakültesi”olabilmelidir. Herhalde bunu bir anekdot ile anlatmak en iyisi..

Çılgın bir yazılımcı kardeşim var. Kendisi ile yakın zaman da Berlin’de buluştuk. Aramızda geçen konuşmayı yazıyorum.

Ben: Nerede Çalışıyorsun?

Arkadaşım: Amazon’da Front-end Engineer olarak işe başladım. 

Ben: E sen yazılım mühendisliği mi okumuştun?

Arkadaşım: Yoo, TR’de X Üniversitesinde İktisat okudum..

Ben: Sonra?

Arkadaşım: Kurslarını Tamamladım.

Tamam, yukarıda anlattığım ile denk bir örnek olmadığını kabul ediyorum. Fakat mühendislik kavramı İngiltere’de ve Avrupa’nın birçok ülkesinde şöyle yürümektedir. Aşağıdaki zamanlar ülkelere göre farklılıklar gösterebilir.

Mühendisliği alt birimlerde 3 yeterlilik birimine ayırmaktalar;

Bunları sırasıyla yazarsak;

Mühendislik Sertifikası

120 kredilik bir öğrenim tamamlanması gerekmektedir. Sistem size diyor ki, örgün eğitim oku ve haftalık 32 saat eğitim ile 1 sene de bitir, istersen yarı zamanlı haftalık 16 saat eğitim ile 2 sene de bitir. 

Bu sertifika size bir mühendislik biliminin 1/3 değerini veriyor. Tamamını değil. Fakat birçok şirket bu belgeyi de tanıyor.  Bizdeki tekniker kavramı gibi diyebiliriz.

Mühendislik Diploması

240 kredilik bir öğrenim tamamlanması gerekmektedir. Sistem size diyor ki, örgün eğitim oku ve haftalık 32 saat eğitim ile 2 sene de bitir, istersen yarı zamanlı haftalık 16 saat eğitim ile 4 sene de bitir. 

Bu sertifika size bir mühendislik biliminin 2/3 değerini veriyor. Tamamını değil. Fakat bu yeterli bir belgelendirmeyi de sağlıyor.

Mühendislik Derecesi

360 kredilik bir öğrenim tamamlanması gerekmektedir. Sistem size diyor ki, örgün eğitim oku ve haftalık 32 saat eğitim ile 3 sene de bitir, istersen yarı zamanlı haftalık 16 saat eğitim ile 6 sene de bitir. 

Bu sertifika size bir mühendislik biliminin tam değerini veriyor.

Üstüne bir de 120 kredi daha eklerseniz, bu da Master Degree oluyor.

Mevzu burada yarı zamanlı eğitim kısmında başlıyor. İşte tam olarak bu eğitimin müfredatları “Açık Üniversite” şeklinde veya Müfredata dayalı kurslar şeklinde de verilebiliyor. Tabii bu süre kişinin günlük hayatına bağlı olarak uzayabiliyor. Burada teknik atölye dersleri oldukça önemli ve tam katılım sağlanması gerekiyor.

Demem o ki, meslek lisesi öğrencileri eğitim hayatlarına da devam ederek mezun olduktan sonra bu imkana sahip olabilmeleri “çok görülmemeli” ve saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum.

Biraz uzun oldu 🙂 Eğer sizin de görüşleriniz ve yorumlarınız var ise, aşağıda belirtebilirsiniz.

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir