Blog

Ek Paket Satın Almadan Yurt Dışında Telefon Nasıl Kullanılır?

Herkese Merhabalar;

İster kısa süreli, isterseniz uzun süreli seyahat edin, aslında telefonunuz operatörü üzerinden bir ek paket satın almadan telefonunuzu basit ve ucuz bir cihaz yardımıyla kullanmanız mümkündür.

Buraya TIklayarak göreceğiniz şekilde cihaz yardımıyla yurtdışında alacağınız bir simkartı kullanarak ve akabinde telefonunuzun Vowifi özelliğini aktif ederek oldukça düşük tutarlar da Türkiye’de gibi telefonlarınızı kullanmanız mümkündür.

Keyifli Dinlemeler..

Cep Telefonunuzun Uyumlu Podcast Uygulamasından veya Spotify Üzerinden Dinlemek İçin Buraya Tıklayabilirsiniz.

Apple Podcast Üzerinden Aşağıdan Direk Dinleyebilir

 

Veya 

Youtube Üzerinden Dinlemek İçin Aşağıdan Tıklayabilirsiniz.

 

 

Bir Sonraki Blog’ta Görüşmek Üzere…

Dark Web’in Ucunda ki Bilişim Hukuku – PODCAST

Herkese Merhabalar;

Bugün sevgili kardeşim Av. Bahadır Atlıoğlu ile beraber, Dark Web sonucunda işlenen suçlardan yola çıkarak Bilişim Hukukunun doğurduğu boşluğa yönelik bir podcast yaptık. 

Podcast’i arzu ederseniz buraya tıklayarak cep telefonunuzdan dinleyebilir,

Arzu ederseniz aşağıdan play butonuna basarak direk dinleyebilir.

 

Veya yine aşağıdan Youtube Podcast’ine ulaşabilirsiniz.

 

 

Bir sonraki yazı veya podcast’te görüşmek üzere..

Android Uygulamaları Neden App Store’da Yok

Merhabalar;

Arzu ederseniz, bu yazıyı okumadan doğrudan dinleyebilirsiniz.

——————————————–

Herkese Merhabalar;

Yazmayalı uzun zaman oldu. 🙂

Beni blog sayfamdan tanıyan değerli dostlara kendim ile alakalı küçük bir haber vereyim 🙂 Alp isminde bir oğlum oldu ve bayram süresince günümün neredeyse tamamıda onunla geçiyor. Kendisi de yakında burada yazılar yazmaya başlayacaktır 🙂

Özellikle Kuzey Avrupa’da ki genç kardeşlerim için bu yazı özellikle geliyor 🙂

Yazacağım bu makale de, Apple’ın sadece IOS işletim sistemini eleştirmekteyim. Mac OS veya iPad OS için ayrıca bir değerlendirme yapacağım..

Öyleyse başlayalım 🙂

 

Fotoğraf Temsilidir.

APPLE YAZILIMCILARI KÜÇÜMSÜYOR!

Hızlı büyüyen şirketler de her zaman bir güç zehirlenmesi olur. Dünya’nın en değerli şirketinin kademe kademe erime senaryosunun arka planını Amerika’da ki arkadaşlarımdan da aldığım bilgilere dayanarak, anlatacağım.

Apple, Android tabanlı işletim sistemlerinin tamamının aslında en büyük kaynakları uygulama geliştiricilerdir. Yani uygulama geliştiriciler var ise, bu şirketler varlar. Yoksa bu şirketler de yavaş yavaş erirler.

Steve Jobs amca, iPhone tanıtımlarının lansmanlarını yaparken her zaman mobil uygulama geliştiricilerini hedef alacak ve teşvik edecek şekilde konuşmalarını yapardı. Örneğin; “Eğer bir mobil uygulama yayınlayacak iseniz, ve bunu ücretsiz olarak sunuyor iseniz, biz de sizden bir ödeme talep etmiyoruz” derdi. 

Bende ücretsiz mobil uygulamalar geliştiren bir kişi olarak, ücretsiz mobil uygulamalar içerisine konulan reklamların her zaman daha maddi anlamda geliştiricilere imkan sağlayacağına inandığım için, Steve Jobs’un bu jesti o dönem de gerçekten sevindirici bir hal almıştı.

Peki sonra?

Apple önce geliştiricilere karşı, katı politikalar uygulamaya başladı ki tamamen saçmalıktı. Oysa ki, yazılımsal manâ da “Xcode” isminde bir yazılım programı ile uygulamalar geliştirmekteyiz. Geliştirilen uygulama da bir yazılımsal hata var ise, zaten program bizi engelliyor uygulama paketini Apple’a göndermemize izin vermiyor.

Fakat Apple artık fantazi peşine düştü. Nasıl mı?

Apple’ın kendisine ait bir uygulama değerlendirme ekibi vardır. Bu ekip, uygulamayı kendi politikalarına göre uygun mu değil mi diye bakar ve onay verir. Eğer bir sıkıntı yok ise, yayına alır. Fakat genelde sıkıntı tam olarak bu uygulamayı değerlendirenler ve politikalarından çıktığını söyleyebilirim.

Bir çok proje duydum ki, 100.000 dolar başlangıç sermayesi ile başlayıp, Apple’ın uygulama değerlendirme ekibi tarafından onay alamadığı için battı. Bu konu ile alakalı biraz yabancı forum kaynaklarını araştırır iseniz, Apple’ın uygulama geliştiricileri tarafından yediği küfürleri görebilirsiniz.

Konuya dönelim;

Apple (kendince) sadece üst düzey uygulamaları kabul etmenin peşine düştü. Yani bir startup’sanız, uygulamayı yayınlamanız 15 gün ile 6 ay arasında bile sürebilir. Sonunda red dahi alabilirsiniz.

Kendilerine göre uydurdukları “Uygulama Değerlendirme Kılavuzu” içerisinde tamamen ucu açık bilgiler ile değerlendirmeye almaktadırlar.  Bu değerlendirme de yazılımsal olarak değil, kişiler tarafından yapılmaktadır.

Ucu açık maddelerden bir tanesi;

 

4.2 Madde: Minimum İşlevsellik:

Uygulamanız, onu yeniden paketlenmiş bir web sitesinin ötesine taşıyan özellikler, içerik ve kullanıcı arayüzü içermelidir. Uygulamanız özellikle kullanışlı, benzersiz veya “uygulama benzeri” değilse, App Store’a ait değildir. Uygulamanız bir tür kalıcı eğlence değeri veya yeterli fayda sağlamıyorsa, kabul edilmeyebilir.

Tamam da.. Neye göre, kime göre eğlenceli?

Mesela Netflix eğlenceli bir uygulama değil midir? Netflix, Spotify bile banlandılar. Buyrun size kaynak 🙂 

Buyrun size diğer bir kaynak 🙂

İşin en saçma tarafı şu: Uygulamayı değerlendiren kişiler, bir uygulamayı red ederken, farklı ve benzer bir uygulama hızlı bir şekilde kabul edilebiliyor. 

Kişilerin eline bırakılmış ve standartlara dayalı olmayan bir sistem, sonuç olarak mobil uygulama geliştiricilerini Apple’dan soğuttu. Bu soğuma da, Apple’da ki uygulama sayısını gün geçtikçe düşürmeye başladı. Sonuçta, apple bir uygulamaya “kötü” der ise, o uygulama kötü falan değildir. Aksine Apple’ın emeklere yaptığı saygısızlıktır.

2018 yılının son çeyreğinde 457 milyar dolar değer kaybeden Apple, zannediyorum 100 milyar dolar değer ile, ticaret sahnesinden çekilecek. 🙂

 

 

TEKNİK DONANIM GELİŞTİRMEME ISRARI

Bir mobil cihazda sadece bir yazılımın arkasına sığınmak gerçekten doğru değildir. Bugün android telefon üreticileri neredeyse en düşük modelleri 256 GB iken, apple’ın telefonlarında 256 GB’lık bir telefonun neredeyse en yüksek modelli telefonmuş gibi sunulması, büyük ticari kazançlar peşinde olduğunun göstergesidir.

Sizleri uzun uzuun teknik donanımlara boğmak istemiyorum. Fakat bugün 3750 liralık Xiaomi Poco X3 Pro telefonun, iPhone 12’ye yakın değerlerde teknik donanıma sahip olduğunu söylemem kâfidir.

Ayrıca ek micro SSD kullanılmasına izin verilmemesi, icloud satın almaya zorlamaktan başka birşey değildir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

APPLE HACKLENMİYOR YALANI

Ama bu gerçekten büyük bir yalan 🙂

Bu yalanı söyleyen dijital camia, zannediyorum Pegasus Spy (casus) yazılımından haberleri yok.

Ben sadece Pegasus casus yazılımını bir kaç madde ile anlatacağım. Pegasus gibi kaç tane yazılım var bilmiyoruz. Fakat onlarcasının olduğuna da eminim.

  • Bu yazılım kullanıcının herhangi bir eylem içerisinde olmadan bulaşmasına izin veren
  • Telefon formatlansa, silinse dahi telefondan virüsü silinmeyen,
  • Kişilerin telefon, rehber, sms, whatsapp gibi onlarca chat uygulamasına sızabilen ve mesajları klonlayabilen
  • GPS üzerinden anlık adımları takip edebilen,
  • Konuşmaları sesli olarak aktarabilen veya yazılı deşifre edebilen

Manyak bir virüstür.

İlgili yazılım İsrail’liler tarafından yazılmıştır. Yakın zaman da Hindistan başta ülke olmak üzere bir çok ülkenin devletine satılmıştır. Yazılımcıların çaldığı bilgiler içerisinde Macron’un telefon numarası dahi bulunmaktadır.

Bir rivayete göre de, bu yazılım uluslararası medya kuruluşları tarafından özel olarak ürettirilip, devlet yöneticilerinin telefonlarına sızmak için kullanılmaktadır. Kaynak: https://time.com/6081622/pegasus-iphone-spyware-hack/

Yani Apple hacklenmez diye birşey yok. Aksine Apple’ın da içinden geçiyorlar diyebilirim. En son virüs IOS 14.6 sürümünde çalışırken, daha apple tarafından yayınlanmamış IOS 15 sürümünde dahi tespit edilmiştir. Yani virüs o kadar hızlı diyebilirim.

APPLE’I YERDEN YERE VURDUN.. ANDROİD ÇOK MU İYİ?

Hayır değil! Apple ile Android arasındaki fark bana göre şudur;

Apple’ bir telefona da virüs girebiliyor, android bir telefona da virüs girebiliyor. Öncelikle bu konuyu bir eşitleyelim.

Apple telefonlara doğrudan App Store tarafından yayınlanmamış uygulamanın indirilmesi oldukça zordur. Telefona jealbreak gibi işlemler yapılması gerekiyor. Bu da telefonu güncellemelerden muaf tutabiliyor.

Fakat Android bir telefonda ise, “Play Protect” özelliği ile telefonunuz koruyor. Fakat android, Play Protect olmayan uygulamaların telefona inmesini kullanıcıların insiyatifine bırakarak kişilerin zararlı yazılımları belkide istemeden indirmesine olanak sağlatıyor. Android’i kötü yapan da bana göre budur.

Android telefonlarda mobil uygulamaların değerlendirilme süreci tamamen lojik ortamlarda gerçekleşiyor. Örneğin, bir uygulama içerisinde küfürlü bir içerik veya kişilerin verilerini başka yerlere hızlıca kopyalayan ve bunu beyan etmememiş uygulama sahipleri var ise, otomatik olarak banlanarak uygulama marketinde yayınlanmıyor. Fakat beyan edilen veriler ile, yazılım içerisindeki veriler eş değerli ise uygulamalar sorunsuz Google Play Store’da yayınlanıyor. Fakat uygulamanın telefona verebileceği zararlar veya kişilerin verilerine yapabileceği hırsızlıklar, kullanıcıların kendi dikkatine kalıyor. Bu konuya sadece dikkat etmek gerekiyor.

APPLE MI ANDROİD Mİ?

Bu tamamen size bağlı bir konu olsa da, eğer iradenize sahip çıkarak zararlı olmayan uygulamaları telefonunuza indirmez iseniz, fiyat performans açısından Android tabanlı Samsung, Xiaomi, Huawei gibi markalar yeterde artar bile derim.

Ben 2 gün önce radikal bir karar alarak, iPhone telefonumu kenara atıp, Xiaomi’in Poco marka X3 Pro modelini kullanmaya karar verdim. Fakat ben hiçbir zaman verilerimi Android tabanlı bir uygulamada tutmuyorum. Yani fotoğraf, video gibi medya içeriklerim farklı büyük şirketlerin cloud hesaplarında bulundurduğumdan. Telefonu tabiri caizse, alo demek ve mesajlaşmak için kullanıyorum. Telefona bir virüs girse dahi, çalabileceği veriler yok denecek kadar azdır 🙂

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle 🙂

PODCAST – Google Maps’te Sokak Sokak Gezen, Uluslararası Satış Pazarlama Uzmanları

Herkese Merhabalar;

Uzun zaman sonra tekrar bir blog ile beraberiz 🙂

Yıllık cürosu 10 milyon € ve üstü olan bir şirketin uluslararası satış pazarlama uzmanı ile, kullandığı tekniklere dair bir podcast hazırlama şansım oldu. 

Bundan sonra artık sizlere yazıdan çok podcastlerle devam edeceğiz.

  Eğer iPhone kullanıcısı iseniz buraya tıklayarak dinleyebilir.

 

Eğer Android telefon kullanıcısı iseniz buraya tıklayarak dinleyebilir.tıklayarak dinleyebilir.

Eğer Spotify üyesi iseniz buraya tıklaya dinleyebilirsiniz.

Ben buradan dinlemek istiyorum derseniz, aşağıdan tıklayarak dinleyebilirsiniz 🙂

 

Podcastlere abone olmayı unutmayınız.

 

Bir sonraki blog’ta görüşmek üzere 🙂

 

Sanal Bahis Siteleri Nasıl Çalışır ? ve Neden Sanal Bahis Oynamak Aptallıktır !

Merhaba

Arzu ederseniz, yazıyı okumadan, direk podcast olarak dinleyebilir ve podcast yayınlarımı takip edebilirsiniz.

Apple Podcast:

Herkese Merhabalar;

Öncelikle sanal bahis oynayan dostlar için kırıcı bir başlık attıysam üzgünüm. Fakat yaklaşık 20 yıllık bir yazılım geçmişi olan birisi olarak size arka planda dönen algoritmadan bahsedersem zannediyorum bi tık vazgeçmenize yardımcı olabilirim. Çünkü insan yapısı bir sistemin arkasındaki mevzuları öğrenmeye başladığında gerçekten soğuyabiliyor.

Kumarda her zaman kasa kazanır mantığının da en kolay olduğu yer sanal bahis siteleridir. Yazılım altyapıları kaybetmeniz için anlık değiştirilebilir, sanal masadaki kişilerin bahislerini anlık olarak tespit edip herkesin tersine göre anlık hareket edebilecek bir yapıya sahiptirler. Onun için her daim bahis sitesinin kazanacağını size garanti edebilirim.

Bu yazımı yazmama, biraz da bu işle batan insanların videolarını izlemek etkili oldu. İzlediğim bir videoda “ben elimde hiçbir zaman 30.000 TL görmedim ama 1 haftada 50.000 TL kaybettim” diyor. Gerçekten berbat bir durum.. Hatta berbat ötesi berbat durum.

Daha Fazla Oku

Bir Ülkenin Kalitesini Yok Eden Ticaret Sistemi: Nüfuz Ticareti

Herkese Merhabalar;

Çok uzun zaman sonra tekrar bir yazı ile geri döneyim dedim.  

Bugün yazacaklarım birtakım hassasiyetler içerdiğinin farkında olarak yazmaktayım. Onun için örneklerimi genellikle, Libya ve Fransa üzerinden vermekteyim. Yazı tarzımı yakından bilen kişiler, genellikle resmî ve serbest bir yazım yöntemi ile yazdığımı bilirler. Aynı yöntemimi kullanarak yazmaya devam edeceğim.

Nüfuz Ticareti Nedir?

Nüfuz Ticareti (Influence Peddling), bir kişinin devlet kademesinde görevli memur, polis, kaymakam v.b. görevinde olmadığı halde bu tip devlet kademesinde ki memurlar ile kişisel samimiyetlerini kurarak onlara nüfuz ettiğini beyan etmesi sonrasında 3. kişilere yardım etme taahhüdünde bulunması sonucunda gerçekleştirdiği ticaret eylemidir. Nüfuz ticareti maalesef hem yaygın bir durumdur hem de TCK 255. maddeye göre bir suçtur.

Tahmin edersiniz ki, nüfuz ticaretini sıradan bir kişinin yapabilmesi mümkün değildir. Genellikle nüfuz ticaretini yapanlar sıradan olmayan insanlardır.  Kişisel olarak yaptığım araştırmalarda ise en yaygın nüfuz ticaretinin yapıldığı ülkenin Hindistan olduğunu görüntüledim.

Sistemin arka planı oldukça basittir. Bu tür bir şey mümkün değil fakat masum bir örnek olması açısından bunu yazmak istedim. Örneğin sizin 250 TL’lik bir trafik cezanız var ve bu cezayı da ödemek istemiyorsunuz. Bunu size göre kim borcu sildirebilir? X bölgesinin trafik şube müdürü.. Peki bu şube müdürünü kim tanıyor? “Ahmet Mehmet” tanıyor. Burada Ahmet Mehmet, nüfuz ticaretini yapan kişidir. 250 TL ceza ödememeniz için sizden 100 TL alıyor ve bunun 50 TL’sini de ilgili birimin sorumlusu ile paylaşıyor. Bundan ötürü bir nevi rüşvet almış oluyor. Aslında nüfuz ticareti anlam bakımından da rüşvet vermenin daha sessiz ve aracılı bir metodu gibi görülebilir.

 

Nüfuz Ticaretine Bir Örnek…

Nüfuz ticaretine zannediyorum en belirgin ve güzel örneği Fransa’nın eski cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy’nin 2007 yılında yaptığı Cumhurbaşkanlık seçim kampanyası ile alakalı olarak, kampanya giderlerini yasa dışı finans yolları ile sağlamak istemesi diyebiliriz. Konu Fransız yargısına takılınca daha farklı bir hal aldı ve itibar kaybı yaşamak istemeyen Sarkozy, avukatı Thierry Herzog aracılığı ile ilgili yasa dışı finans yolları iddialarını araştıran yargıç Gilbert Azibert’i “Monoca’da daha iyi bir görev yeri tayin edeceği” ile alakalı etkilemeye çalışarak nüfuz ticaretinde bulundu. Tabii Sarkozy’nin tek dosyası sadece bu değil. Libya’ya bazı diplomatik kolaylıklar vaat edeceğini söyleyerek 2012 seçim kampanyasında Kaddafi’den parasal destek aldığı bile ayrıca söz konusudur. Fransa tarihinde ilk defa bir eski Cumhurbaşkanı yargılanacak olup, 1 Mart 2021 tarihinde görülen davasında ise, Sarkozy ve ona yardım eden yargıç Gilbert Azibert’in 2 yıl hapis cezası alması an meselesi gibi duruyor.

 

Lobicilik Faaliyetlerinin Bulanıklaşarak Nüfuz Ticaretine Dönüşmesi…

Bir meslek odasının, bir mesleki grubunun kendi haklarını daha iyiye götürebilmesi noktasında yapacağı lobi faaliyetleri düzeyli olması durumunda tamamen normaldir. Geniş bir kitleye hitap edilmesi ile beraber bu görüşmelerde konuların kişiselleşmeye başlaması üst düzey nüfuz ticaretlerine konuyu gebe bırakmaktadır. 

Nüfuz ticareti, bir kamu görevlisinin karar vermesinde gerçek veya potansiyel bir etkiye sahip olan bir kişiye üçüncü bir şahıs yararına bir menfaat veya ödeme vaat etme veya verme eylemidir. Öte yandan, lobicilik, politikaları belirli bir neden veya sonuç lehine etkileme eylemidir. Lobicilik ve nüfuz ticareti arasındaki fark, nüfuzun elde edildiği araçlardır. Yöntemlerden biri, rüşvet veya başka bir avantaj gibi gereksiz bir fayda sağlarken diğeri değildir. Diğer yöntem kişisel fayda içindir, diğeri ise aslında daha büyük fayda içindir. Ancak, iki aktivite arasındaki çizgi bulanıklaşabilir. Yasal olsa bile, lobicilik, şeffaflık ve dürüstlük sınırları içinde tutulmazsa, örneğin lobicilerin orantısız düzeyde nüfuza sahip olduğu durumlarda olduğu gibi, yozlaşmış ve çarpık hale gelebilir.

Nüfuz Ticareti Bir Ülkeye Nasıl Zarar Verebilir?

Bazı şeyler zincirleme isim tamlaması gibidir. Birbirini takip eder ve bazen de geriye dönüş yolu kişiler arasa da bulabilmesi mümkün değildir. 

Eğer bir devlet memuru ya da siyasi pozisyonlarda ki bir kişi bir rüşvet aldı ise, artık rüşvet aldığı kişinin nüfuz ticareti yapmasına olanak sağladığının bariz yolunu açmış olur. Şüphesiz burada en önemli iş siyasilere düşmektedir. Örneğin, devlet yöneticilerinin 1., 2. hatta 3. dereceden yakın akrabaları nüfuz ticareti yapmaya oldukça elverişli kitle grubundadır. Burada siyasi kişiliklerin, kendi itibarını zedelememesi oldukça önem arz etmektedir. Eğer oluşacak nüfuz ticaretlerini engelleme girişimlerinde bulunmaz ise, artık gelecekte bitip tükenmek bilmeyen bir hukuk süreci girdabına saplanması da mümkün olacaktır.

Bu konuda en muzdarip ülkelerin başında Hindistan gelmektedir. Hindistan içerisindeki siyasetçiler birer para yeme makinasına dönüşmüş gibiler. Yani bir ihale almak isterseniz, bir komisyon oranı onlara ödeyerek kolayca girebileceğinize dair birçok Hindistanlı forum sayfasında telefon numaraları da dahi mevcuttur.  

Şüphesiz AB’nin en “kötü” tanıdığı ticari unsurlardan bir tanesi de “taşeronlaşmanın” önünü çok fazla açmasıdır. Taşeronlaşma sistemi nüfuz ticaretini daha kolay hale getirebilmektedir. Siyasileri yakından tanıyan kişilerin, ihale şartlarına uygun nitelikte şirket kurması ve bu şirkete has ihaleleri takip ederek alt yüklenicilere kolayca devredilmesi, yine benzer nüfuz ticareti sonrasında kolayca kâr paylaşımlarına da olanak sağlamaktadır. Eğer burada dönen rakamlar oldukça büyük ise, Birleşik Krallığın altında özerk olarak bulunan ve Küba’nın güneyinde bulunan Cayman adasında kurulacak kâğıt üstünde bir şirket ile  bütün işlemlerin sıfır vergisiz bir şekilde yapılmasını da sağlayabilir.  

Bu örnekleri detaylandırmak oldukça mümkündür. Fakat kaybeden hep o ülkenin insanları olmaktadır.

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle;

 

Crack Windows Kullanmayın, %100 Yerli ve Ücretsiz Pardus’a Geçin!

Merhaba;

Arzu ederseniz, yazıyı okumaya başlamadan hemen dinleyebilirsiniz 🙂

Apple Podcast ile Dinleyin 


 

 
Spotify Podcast ile Dinleyin

 

 

 

 

Uzuun bir aradan sonra herkese Merhabalar;

Bu yazıyı 3 Mayıs Türkçülük gününe saklamıştım 🙂 

Kullandığımız cep telefonları, bilgisayarlar, tabletler, akıllı saatler, kulaklıklar, akıllı süpürgeler ve hepsi.. Hiçbirisi bize bu ürünler satılırken amaçları bize o ürüne satmak değildir. Arka plandaki en önemli amaç, bizim hayatımızın istatistiklerini alarak bize uygun pazarlama yapabilecekleri reklam gelirlerini kendilerine sağlamak ve ticari anlamda büyümektir. 

Windows, MACOS gibi yazılım işletim sistemleri de kapalı kutudurlar. Yani sizin müdahale etmenize izin vermezler, pahalıdırlar. Değiştiremezsiniz ve güncelleyemezsiniz. Microsoft hukukçuları sokakları tek tek dolaşıp, crack windows yakalamaya ve ceza kesmeye meyillidirler. Parayı ödersiniz ve yine verileriniz pazarlama malzemesi olur gider.

Yerli yazılım ürünleri geliştirilmesi konusunda çok destekçi birisiyim. “GOOGLE NEDEN ÜCRETSİZ ? VE TOPLADIĞI VERİLERİ NE KADARA SATIYOR?” başlıklı yazım 70 binden fazla kez okunmuş. Her defasında ve hemen hemen her yerde, verilerimizin pazarlama malzemesi olduğunu ve bunun önüne sadece yerli yazılımlar yapılarak geçileceğini de söyleyen birisiyim.

Daha Fazla Oku

Whatsapp’ı Neden Kaldırmalıyız..

Herkese Merhabalar;

Sabahtan beri o kadar çok dostumun mesajını cevapladım ki, dedim ki artık şunu tam bir yazıya dökeyim 🙂

ABD Devlet Başkanının twitter hesabının askıya alındığı bir sosyal mecralardan bahsediyoruz. 

Whatsapp herkesin bildiği gibi facebook tarafından satın alınan bir mobil uygulamadır. Bu mobil uygulama, facebook tarafından satın alındığı günden beri küçük küçük gizlilik koşulları ile facebook’un kendi reklam servislerinde kullanacağı şekilde rahatlıkla kullanabilmesi için zaten güncellemelerini yapmıştı..

Bu dijital sosyal dünya o kadar enteresan bir yer ki, Google, Facebook v.b. kim olduğu önemli değil.. Bizim verilerimizi ve telefon, bilgisayar ve dijital mecralarda ki davranışlarımızı sanal bir algoritma oluşturarak, bize geri satıyorlar ve devasa büyüklükte para kazanıyorlar. Tabi bunun karşılığında da bizlere ücretsiz bir paylaşım portalı veriyorlar.

Daha önce ki gizlilik koşulları değişimleri bu kadar etki etmemişken neden bu değişiklik bu kadar ses çıkardığını size anlatmaya çalışayım..

Güzel bir akşam yemeğinde fotoğrafımızı çekiliyoruz ve sosyal medyaya atıyoruz. Arkasından paylaşım esnasında hemen facebook bize -Arkadaşlarınızı etiketlemek ister misin?- diyerek karşımıza veriyi çıkarıyor ve arkadaşlarımızın yüzlerini tanıyarak onların da isimlerini karşımıza çıkarıyor..

Veya bir tabakta bir yeşil elmanın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaştınız. Çıkıp kimse bizim o fotoğrafımızı bakmıyor.. Fotoğrafın üstünü okuyorlar ve yazılımsal karşılığına döküyorlar.. Sistem diyor ki –burada bir tabak var, yeşil elma var-.. Bu sefer bize yeşil elma satan manavların ve tabak satan şirketlerin reklamları karşımıza çıkıyor.

Zaten gezegen olarak zihnimizde bunu kabullenmiştik. Fakat bu sefer durum biraz daha farklı.. 

18 yaş altındaki çocukların dahi facebook sayfalarında sanal bahis sitelerinin reklamlarını yayınlayarak parayla gözünü bürümüş olan Zuckerberg isimli hergele, bu sefer de bizlerin Whatsapp üzerinde yaptığımız görsel, ses ve video gibi verileri de analiz ederek aynı duruma devam edecek.. 

Eğer bize bedava birşey sunuluyorsa o sunulan şey de hedef biziz.. 

Şimdi siz diyeceksiniz ki zaten bizim verilerimizi kullanıyorlar. De whatsapp’ta yeri geliyor çalıştığımız şirket evraklarımız olabiliyor, ailemizin özel fotoğrafları veya videoları olabiliyor veya özel hayatımızda olabiliyor. Bu kadar özel hayatımızın facebook’un elinde meze etmeye gerek var mı?

Peki şimdi ne olacak?

Herkes Telegram veya Signal veya Bip’e geçiyor.. Çok doğru hareket.. Nedeni şu. Bu mobil chat uygulamalarının facebook gibi kendilerine ait bir sosyal mecraları yok. Yani bizim verilerimizi kullanarak bize reklam döndürebileceği bir sosyal mecrası bugün için yok. Yarınları tabiki de bilemeyiz.

Benim asıl sinirimi bozan konu, whatsapp bu gizlilik koşullarını sadece (kendisine göre kabul ettiği) 3. dünya ülkelerine sundu. Yani ABD’ye veya Avrupa’ya sunmaya maçası yemedi. ABD veya AB’de müşteri kaybını göze alamayacağı için bu 3. dünya ülkeleri olarak kabul ettiği ülkelerin kanunsal boşluklarını kabul ederek bunu deniyor.

E müsaade edin de buna noluyo lan diyelim.. Hatta bu konuda BTK’yı da göreve davet ediyorum.. KVKK’nın en çok ayaklar altına alınmaya çalışıldığı günlerden geçiyoruz.

Hangi uygulamaları kullanmalıyız?

Her giriş yaptığımız uygulama onu zengin eder.. Bu bir gerçek..

Benim sizlere tavsiyem. Eğer çok fazla yabancılarla mesajlaşmıyorsanız, Bip işinizi fazlasıyla görecektir.

Yok çok fazla biz yabancılarla konuşuyoruz diyorsanız, Telegram veya Signal işinizi fazlasıyla görecektir. 

Ama şu handikapı unutmamak gerekir.. AB ve ABD hala whatsapp’ı kullanmaya devam edecektir. Olası bir veri kaybı yaşamamak için bu süreçte tüm verilerimizi whatsapp’tan silip en aza indirgeyecek şekilde kullanmaya devam edebiliriz. Zaten Zuckerberg’in de stratejisi tam olarak bu şekilde gitmekte olabilir.

Umuyorum ki, Whatsapp bu yaptığı vehamet hatadan geri dönecektir.

Son olarak –Google Neden Ücretsiz ? ve Topladığı Verileri Kaç Paraya Satıyor?– başlıklı yazımı da okumanızı tavsiye ediyorum.

Bir sonraki yazı da görüşmek dileğiyle;